FUTBOL

Teknik Direktörümüz Ersun Yanal, Beşiktaş derbisini değerlendirdi

26 Şubat 2019 Salı 00:31 Son Güncellenme Tarihi: 26 Şubat 2019 Salı 02:14

Teknik Direktörümüz Ersun Yanal, Beşiktaş derbisinin ardından yayıncı kuruluşa açıklamalarda bulundu. İyi bir geri dönüşe imza attıklarını belirten Ersun Hoca, kazanmaya yaklaştıklarını vurguladı.
 
Hem karşılaşmayı hem de soyunma odasında takımımıza yaptığı konuşmayı değerlendiren Ersun Yanal, “Biz iyi bir takımız. Takım olabilmek uğraş isteyen, uzun süreç isteyen ve zor bir iş. Takım olmak sahada gerçekleşiyor. Sahada gerçekleştirdiğiniz takımın doğru orantılı olan şeyi de skor. Birbirimize tutunmak ve birbirimizi desteklemek gerekiyor. Bir kişinin oynadığı bir oyun değil. Gerçekten kalabalık bir oyun ve kalabalık oyununun ciddi bir ahenge ihtiyacı var. Bunun hücumu var savunması var. Birlikte hareket etmek zorundasınız. Emin olun, çıkardığım oyuncular da dahil olmak üzere hiçbir oyuncumdan şikayet etmeye hakkım yok. Her oyuncu kötü oynuyor. Takım da kötü oynuyor. Bunu bir iki oyuncuya bağlamak çok yanlış olur. Isla ya da Victor oyundan çıktı ama kötü oldukları için değil, takıma bir mesaj göndermek ve birlikte oynamak gerekiyordu. Birlikte oynamaya başladık ve ondan sonra da bizim gücümüz ortaya çıktı. Rakibimiz ki iyi bir takım Beşiktaş oyuna da çok iyi başladı. Bizim kırılma dakikalarımızda ikinci yarıda iyi oynadık. Maç gitti geldi, bize de Beşiktaş’a da dönebilirdi. Fenerbahçe asla bu sıraların ya da pozisyonun takımı değil. Bir kez içinize bu korku ve kaygılar girdiği zaman bunu yönetmekte zorlanıyorsunuz. Fenerbahçe kafası dik ve hiçbir zaman önüne bakmadan yürüyecek. Bundan sonraki diye bir kelime yok, çünkü her maç bizim için önemli. Fenerbahçe hangi karşılaşmada ve hangi kulvarda olursa olsun o önemli. Bizim büyüklüğümüz de bunu gerektiriyor. ‘İnan Fenerbahçe’ dedik, inandık ve inanıyoruz. Bugün iyi bir geri dönüş oldu. Galip de gelebilirdik. Oyuncuların bunu sürdürmesi ve bundan sonraki maçlarda da hem temposu hem de maçı kazanma arzusu daha yüksek olması gerekiyor. Bunu da bugün öğrendiğimizi düşünüyorum. Hiçbir mazeret uydurmadan önümüze bakarak bütün maçları kazanmalıyız.” dedi.
 
Takımımızı destekleyen büyük taraftarımız hakkında da konuşan Ersun Hoca, “Taraftara söylenebilecek hiçbir şey yok. Taraftar her zaman haklı. Çünkü onların inandıkları, güvendikleri ve tuttukları takım Fenerbahçe. Kalplerinde ve ruhlarında barındırdıkları Fenerbahçe’yi tarif etmeye gerek yok. Biz onu çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla, bunu yapmadığınızda taraftar haklıdır. Fenerbahçe’nin büyüklüğü böyle bir büyüklük. Onların verdiği destek her zaman büyük bir destek. Fenerbahçe, Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü olduğunu söylüyorum. Bu konuda mütevazı olmamak gerekiyor. Fenerbahçe taraftarına layık olmak şampiyonluktan geçiyor. Biz de en azından bu sene şampiyon gibi oynayıp önümüzdeki sezon da şampiyon olmalıyız. Nitekim, bunu başaracak her türlü güç bizde var. Bu maç için değil her zaman söyledim. Fenerbahçe’nin başka yolu yoktur. Fenerbahçe’nin tek yolu şampiyon gibi oynamak ve şampiyon olmaktır.” ifadelerini kullandı.

BASIN TOPLANTISI
 
“Her iki takım da futbol oynama haklarının birer devre kullandı. Biz çok kötü başladık ve bize yakışmayan bir oyundu. Rakibimize oyunu her alanda verdik ve bunun cezasını çektik. İkinci yarı en azından yapabileceğimize inanan ve inandığını da başarabilen bir takım olduğumuzu görmek bundan sonraki süreç için bizi umutlandırdı. Bundan sonraki süreç artık Fenerbahçe’nin oynayacağı tek kulvardaki ligdir. Biz bu sonuçları alacak bir ekibe sahip değiliz ama bunu başarmak için de bir takım olmak gerekiyor. Takım olmak konusunda oldukça sancılar çektik. Takım olma konusundaki bu gecikmemiz de bize büyük bir bedel olarak geri dönüyor. Bundan mutlu olduğumuzu söyleyemem ama en azından bugün taraftarımıza böyle bir geri dönüşle oldukça büyük bir keyif ve umut verdik. Bunun böyle devam etmesi gerekiyor. Fenerbahçe’nin hedefleri kendi büyüklüğü içinden gelir. Fenerbahçe’nin büyüklüğü başka bir büyüklüktür. Bize yakışanı bundan sonra her oynadığımız karşılaşmada hem oyun hem de skor olarak gereken sonuçları alarak devam etmeliyiz.”
 
“Futbol bir takım oyunu. Sadece benim yaptığım konuşma yeterli değil.  Herkesin buna tepki vermesi ve reaksiyon göstermesi gerekiyor. Baktığınızda kariyeri yüksek  ve önemli oyunculardan kurulu bir takımız. Bu reaksiyonu verebilmek için onların yardımına ihtiyaç var. Bugün Isla ya da Moses’ın kötü oynadığı için oyundan çıktığını kabul etmiyorum. Takımda bir değişiklik ve refleks gerekliydi.  Bu değişiklik ve refleksi takımın kendisinin de göstermesi gerekiyordu. Takımımızda bu refleksi gösterecek oyuncular da var. Onların refleksleriyle bu iş başladı. Onlar pas verdi, ben de gol attım. Onların özellikle pası da nasıl oynamaları ve ne yapmaları gerektiği ile ilgiliydi. Onlar da bunu çok iyi biliyorlar, çünkü en iyi yaptıkları iş bu. Birkaç dokunuş yaptığınızda da bu geriye gelir. Orada ne konuştuğunuz değil, oyuncuların onu nasıl gerçekleştirdiği önemli. Bunu gerçekleştiren oyunculara teşekkür ediyorum.”
 
“Bu refleksi biz ilk yarıda da göstermeliydik. Beşiktaş’ın ve atmosferin baskısıyla ritmi yakalayamadık. Bu ritmi yakalayacak oyuncularımız yok mu? Tabii ki var ama ikinci yarı bu refleksi gösterdik. Hiçbir oyuncumuzu ayırmadan bu refleksi gösteren takıma ödül vermek gerekir. Takım bu refleksi gösterdi. İki tane oyuncusunu değişikliği ile gerçekleşecek bir şey değil. O sadece bir dokunuş ve uyarıydı. O refleksi gösterdiler. Bütün takımın refleksini diğer maçlarda da göstermesi gerektiğinin altını çizecek güzel bir fırsat yakaladık.”
 
“Herhangi bir mesaj vermedim. Bugün böyle bir kadro ve böyle bir kadronun da neler yapabileceğini gördük. Her oyuncumuz değerli. Bazen oyuncuların performansı yeterli olmuyor. Israr etmenin bir anlamı da yok. Geriye baktığımızda çok kısa bir süre kaldı. Şu anda bu takım bunu yapabiliyorsa başka boyutlarda da yapabilir. Futbol bu şekilde oynandığında doğru. İkinci yarıda gösterdiğimi refleksle doğru. İlk yarı bu baskıya karşılık veremeyen bir takımdık.  Bence tamamen psikolojik bir tutumdu. Ne merkezi ne de kanatları konuştuk. Oynadığımız oyun ve şablonumuz var. Bu şablonumuzu tekrar etmek ve oynamakla birbirimizi kodluyoruz. Bunu oynarken elbette kodlama sıradan bir kodlama değil. Çok geniş bir yelpaze ve kendi becerileri var. Refleks olarak değil ama tutum olarak değiştirdik. Bunu değiştirip kendi oyunumuzu oynadığımız zaman karşımıza başka bir şey çıktı. Beşiktaş’ın 3-0 rahatlığını, taraftarın rahatlığını fırsat bildik. Bunlar bizim lehimize çevirebileceğimiz fırsatlardı ve bunu iyi kullandık. Çevirdik ve oyuncularımızın bu refleksi bizi gerçekten umutlandırdı. Taraftarımızın da kendilerine ve bize olan güvenini arttırdı. Güzel bir sonuç oldu.”
 
“Biz, büyük takımız. Bizi, büyük ya da küçük takım diye ayıramazsınız. Biz, büyük takımız. Şenol Hocanın da çok ayıracağını sanmıyorum. Şenol Hoca da biliyordur, büyük takım ya da küçük takım. Ona öğretemeyiz.”
 
“Bizim aramızda böyle bir şey konuşulmadı ve gündeme gelmedi(Beşiktaş taraftarının soyunma odasına giderken ki ‘Fenerbahçe kümeye’ tezahüratları üzerine). Motivasyon anlamında biz yapabileceklerimize odaklandık. Ne yapmamız gerektiğine odaklandık.”
 
“Benim sadece taraftarların futbolcuları çağırdığı ve gitmediği, büyük destek olduğu bilgisi geldi. Biz, taraftarımızla varız. Taraftarın böyle bir isteği, talebi olduğunda onlar birbirini ödüllendirmeli. Bugün taraftar ne kadar büyük bir desteği olduğunu gösterdi. Biz, bunu devre arasında da kullandık. Çünkü bizi en çok motive eden şeylerden bir tanesi, taraftarımızın bize olan inancı, desteği ve Fenerbahçe’ye olan sevgisidir. Bu bizim asla vazgeçmeyeceğimiz ve en çok dikkate alacağımız, en önemli unsudur diye düşünüyorum.”
 
“Beşiktaş, güçlü bir takım. İkinci yarıyı özellikle galibiyet serisiyle başladılar ve iyi performans gösterdiler. Bugün kullanamadıkları oyuncuları da vardı. Beşiktaş’ın bu oyun ritmini yakalıyor olması ve skoru bu şekilde karşılıksız alması yani bizim bir tepki gösteremememiz sizi aldatmamalı. Çünkü biz, olağandışı bir şey yaptık. Yani biz normal olağan bir oyunumuzu oynamadık, olağan bir tepkimizi göstermedik. Bu tepkiyi gösterdiğimizde takımımızın hangi oyuncu olursa olsun karşısında hiçbir oyuncuyu düşünmeden, Beşiktaş’ın nasıl hamle yapacağını da düşünmeden önce kendi refleksimizi düşünmek zorundayız. Ve biz bunu ortaya koyduk. Kim oynuyorsa oynasın, kim oyuna giriyorsa girsin, kim takım içinde yer alıyorsa yer alsın; biz kendi oyunumuzu rakibe kabul ettirdiğimizde ve bunu takım olarak yaptığımızda bizi çok yenerler. Hiçbir takım bizi yenmek konusunda kolay davranamaz, hangi takım olursa olsun.”
 
“Performansımızın kaybedilmesindeki etken ya da faktörlerin ortadan kalktığı görüşündeyim. Daha rahat, daha özgür, daha iyi idare edilen bir ortamın Fenerbahçe’ye daha iyi geleceğini düşünüyorum.”
 
“Biz, 3 kulvarda vardık. Takım olamamış, sonuç alamamış ve ligde özellikle çok kötü giden bir Fenerbahçe vardı. Bu 3 kulvar, takım olamayan bir takım için iki üç günde bir maç demekti. Her seferinde farklı oyuncuları da kullanmak demekti. Özellikle her maç için de 5 oyuncu, 6 oyucu gibi rotasyonlarla oyuncu kullandık. Sakatlar vardı, cezalılar vardı ve her kulvarda mutlaka birkaç yarayla birlikte çıkıp, travmayla çıkıp tekrar başka bir takımla beraber oynamak gerekti. Bu süreci yönetmek takım olmayan bir takım için oldukça zor bir süreç. Bu asla bahane değil ve bu sürecin zorlukları halen devam ediyor. Biz, şu anda antrenmana çıkan 32 oyuncuyuz ve bunu çok hızlı bir şekilde normal seviyelere getirip, takım haline getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu planlamayı maalesef sezon sonu geliyor, halen bu planlama içinde sıkıntılarla uğraşıyoruz. Bunu doğru bir şekilde yapmak ve bir takım duygusuyla 24 kişilik bir organizasyon haline getirmek ve bunu getirirken de az yara alarak oldukça zor bir süreçti. Elimizde olmayan ve yönetilmesi gerçekten çok olan bu süreç içerisinde ben öncelikle yönetimden aldığımız destek ve Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu bu kaosu, durumu yöneterek oyuncularımızın performansa kanalize edilmesini oldukça güç buluyorum. Kolay bir şey değil. Her takım bunu yaşar ama bir kulvarda gidip takım olup, takım doğru bir şekilde performansa yönlendirip diğer ikinci, üçüncü kulvarları rahat oynayabilirdik ama biz böyle bir şansa sahip değildik. Maalesef ligde kötü, bir taraftan diğer kupa, bir taraftan diğer kupa. Bunları takım olma yolunda sıkıntılarla geçişlerde oldukça yaralar aldık. Bunu yönetmekte çok zorlandık. Oyuncularımızın buradaki performansını düzenlemekte çok zorlandık. Her seferinde mutlaka birkaç kişi kaybettik. Sizler kadrolara baktığınızda üst üste iki tane maç aynı kadroyla oynama konusunda sıkıntılar yaşadık. Takım olamayan bir takım için de bunlar oldukça büyük sıkıntılar. Ama size hak veriyorum; biz bunu daha iyi yönetebilir miydik? Evet, bazı skorlarla daha iyi yönetebilirdik. Örneğin Bursa’da kaybettiğimiz facia bir maç var. Kayseri’de kaybettiğimiz bir maç var. Kendi sahamızda oynadığımız Erzurum maçında ciddi kaybımız var. Konya maçında ciddi kaybımız var. Hep son dakikalarda gelen ve kırılma noktaları bizim aleyhimize düşen sonuçlar oldu. Onlar olmasaydı, bunlar tabii aslında bir şikayet olarak asla sevmediğim bir şikayet şekli, bu konuda maalesef Türkiye’de her takımın başına geliyor ama bizim biraz fazla başımıza geldi. Hakemlerimizden asla şikayet etmiyorum, hakemlerin ortamından şikayetçiyim. Onların yönetilme şeklinde ve düzenlerinden şikayetçiyim. Maalesef futbolumuzda bu doğru yönetilmediğini söyledik. Hakemlerimizi şikayet etmeden bunu yaptık. Onun gazabına uğradık. Bu gazabın karşılığında ciddi anlamda en çok yara alan takım olduk. Zaten problemlerimiz vardı, bir de üstüne bu geldi. Yine mazeret değil, yine buradan Fenerbahçe’nin büyüklüğünün çıkması gerekiyordu, çıkmalıydı. Bütün sorumluluğu ben üzerime alıyorum ama emin olun ki biraz önce arkadaşlarımızın sorduğu gibi 30 dakika, 32 dakika, 35 dakika, 20 dakika, 40 dakika gibi oyunlar bize oldukça fazlasıyla umut verdi. Eksiklerimizi çok iyi biliyoruz. Takımımızın kadrosunun ne olması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Şuna eminim ki, biz bugün göreceksiniz ligin sonuna kadar farklı bir Fenerbahçe olacağız. Bunun acısını çıkaracağız, inanın. Bunun karşılığını almak için herkes hırslı, umutlu ve hevesli. Aynı zamanda biz, sorumluluğumuzun ve bilincimizin içerisinde önümüzde bizi ne beklediğini de çok iyi biliyoruz. Büyük Fenerbahçe’nin bundan sonraki görevi şampiyonluktan başka hiçbir şey kurtarmayacaktır. Bu hepimizin olmazsa olmazıdır. Bunun için doğru hazırlanmak gerekir, doğru sıçramayı yapabilecek enerjiyi toplamaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”